Sonntag, 14. Juni 2020

Sinan Meydan Daveti - ADD Mannheim Açılış Konuşması


Saygıdeğer davetliler, değerli basın mensubu arkadaşlarımız,   

Herkesi şehitlerimiz adına saygı duruşuna ve ardından İstiklal Marşı’nı söylemek için ayağa kalkmaya davet ediyorum.
Hepinize bu güzel davete gelip bugün bizlerle birlikte olduğunuz için kendim ve arkadaşlarım adına çok teşekkürler ediyorum.

Öncelikle aramızda bulunan derneklere ve sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ile başlamak istiyorum.
En başta, bugünkü konferansın gerçekleşmesi için bize büyük destek veren Köln Atatürk Kültürevi’ne özel teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Daha sonra bugün aramızda bulunan ADD Heidelberg, ADD Karlsruhe, A. Düşünce Dünya Platforumu, ADD Limburg, ADD Koblenz, Mannheim Müzisyenler Kültür Derneği, Dergâh Klasik Türk Mûsikîsi Topluluğu Mannheim, Dünden Bugüne Müzik Kulübü Kültür ve Sanat Derneği Mannheim, Defne Kültür Derneği, UTG Ludwigshafen, Vatan Partisi, Saadet Avrupa, Mannheim Cemevi, CHP Baden Württemberg Birliği temsilcilerinin hepsine teşekkürlerimizi sunuyoruz. 

Konuşmamın başında bundan 20 sene önce hain bir suikast sonucu hayatını kaybeden bilim insanı, eğitimci, siyasetçi, aydın Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı anmak istiyorum. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınları belki fiziksel olarak yok edebilirsiniz ama onun fikirlerini asla bu dünya üzerinden silemezsiniz. 

Bugün aramızda hepinizinde bildiği gibi değerli tarihçi, aydın ve iyi bir baba olan sayın Sinan Meydan bulunmaktadır. Kendisine bir kere daha siz dinleyicilerimizin önünde bizim davetimizi kabul ettiği ve bugün burada buluşmamıza vesile olduğu için çok teşekkür ediyorum. Sinan Meydan bugün itibariyle Türkiye’nin en çok okunan gazetesi Sözcü’de köşe yazarlığı yapmaktadır ve her Pazartesi bizleri köşe yazılarıyla belgelerini de sunarak çok detaylı bir şekilde aydınlatmaktadır. Sinan Meydan yakın tarih ve Atatürk konularında bugün itibariyle Türkiye’de bilgisine başvuracağınız ilk kişidir. O nedenle, bugün kendisinin Atatürkçü Düşünce Derneği Mannheim’ın davetlisi olarak aramızda olması bizler için çok değerlidir ve derneğimiz için de tarihi bir gündür.
Bugün hep beraber Cumhuriyetimizin 96. Yılını kutluyoruz. Ne mutlu bize. Umuyorum ve inanıyorum ki daha nice 96 yılları göreceğiz. Şunun bilinmesini isteriz ki, bizler Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatları olarak şu anda vatanımızdan o yada bu sebeple binlerce kilometre uzakta yaşıyor olsakta, M. Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabede de belirtmiş oldugu gibi ülkemizi müdafaa mecburiyetine düşecek olursak hepimizin biran bile şüphesi olmadan mevcut yaşanan fikir ayrılıklarını bir kenara bırakıp vatanımızı sonuna kadar korumak için mücadele edeceğinden emin olabilirsiniz. 





Tabii ki  burada sayın Sinan Meydan varken tarih dersi verecek durumum yok.  Ancak yine de Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir Türk vatandaşı olarak Cumhuriyetle ilgili şu birkaç konudan bahsetmek istiyorum. Birincisi Cumhuriyet’in kuruluş sürecidir. Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı zaferinden sonra Türkiye’yi düşündüğü yenileşme yolunda soktu. Saltanat kaldırıldı, Hilafet ilk etapta taktiksel olarak kaldırılmasa da etkisiz hale getirildi, bugünkü Türkiye’nin tapusu olan Lozan imzalandı. Böylece, Atatürk’ün kendi dediği gibi ‘’vicdanında ulusal bir sır gibi’’ sakladığı Cumhuriyeti ilan etmek için şartlar oluştu. Nutuk’ta da belirttiği gibi öncelikle sultanı/halifeyi kurtarmaktan bahsediyordu çünkü padişahsız bir kurtuluşa yakın arkadaşları da dahil kimse inanmıyordu. Burada benim en dikkatimi çeken husus M.Kemal Atatürk’ün yakın çevresinin de direncine rağmen Cumhuriyeti hazırlayan ortamı bir satranç ustası gibi adım adım oluşturmasıydı. Çünkü M. Kemal Atatürk kendi ifadesiyle Anadolu’ya  geçerken ‘’millet egemenliğine dayanan tam bağımsız yeni bir Türk devleti’’ kurmayı düşünüyordu. Bu fikre ulaşmasını da ancak onun yıllar boyunca edindiği tecrübe, türk milletini çok iyi tanıması,  iyi askeri eğitimi ve binlerce okumuş olduğu kitapla açıklayabiliriz. Eminim ki, sayın Sinan Meydan bu konuda bizi bugün çok derinlemesine ve detaylı olarak bilgilendirecektir.



Sizlere bahsetmek istediğim bir diğer konu ise, Cumhuriyet’in bireyin hayatına olan etkisidir. Cumhuriyet sadece halk yönetimine dayanan bir yönetim biçimi miydi? Tabii ki hayır.  Cumhuriyet yıllarca padişahın kulu olarak yaşamış olan insanlara birey olma hakkını veriyordu. Kendi seçimlerini yapma hakkı veriyordu. Cumhuriyet’in ilanı ile beraber bin yıldan fazla bir zaman sonra Türk milleti kendi iradesini kendi eline alıyordu. Ancak, M. Kemal Atatürk kuldan birey olmaya geçişin de çok kolay olmayacağını biliyordu. İnsanların uzun yıllar hatta asırlar boyunca süre gelen alışkanlıklarının bir anda değişemeyeceğinin farkındaydı. Fakat şunu da çok iyi bilmekteydi; kanla kazanılmış bu topraklar eğer bu zihinsel ve yönetimsel devrim yaşanmaz ise, eninde sonunda yeniden benzer bir işgal durumuyla karşı karşıya kalacaktı. Bu nedenle, Cumhuriyet’in ilanını takiben tekke ve zaviyeler  ile medreseler kapatıldı. Böylece insanları yoğun baskı altına alan ve onların özgür iradelerini yok edecek yöntemleri benimseyen ve uygulayan kurumlar kapatıldı.
Padişahlık döneminde herkesin devlette göreve gelebilmeleri ve yükselebilmeleri için için bir eşitlik yoktu. Belli başlı ailelerin çocukları yada yurtdışından getirilen devşirme çocuklar bu tarz görevler için yetiştiriliyordu. Cumhuriyet ile beraber her birey için şartlar eşitlenmiş, bir köy okulunda yetişen çocuğun da büyük şehirde yaşayan bir çocuğunda  devlette göreve gelebilmeleri mümkün hale gelmiştir. Hepimizin bildiği gibi en iyi örnek olması nedeniyle sayın merhum eski cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel verilebilir. Kendisi Isparta’nın bir köyünden gelerek Türkiye’de devletin en üst makamlarına kadar gelebilmiştir. Demek istediğim, bu durum ancak Cumhuriyet idaresi altında mümkün olabilmektedir. Çünkü Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi olmayı sağlayan bir yönetim biçimidir.


Başka bir örnek daha vermek gerekirse padişahlık gibi tek adam yönetimlerinde yani denge-balans ayarının olmadığı yönetim şekillerinde gelirin paylaşımı saraya yakın belli bir zümre arasında olmaktadır. Ülkede yaşayan halkın büyük bir kısmı ödemiş olduğu vergiler ile bu ayrıcalıklı zümreyi bir anlamda da beslemektedir. Cumhuriyet yönetimiyle beraber bu durum düzeltilmiş halkın ödediği vergilerin önemli bir kısmı yine halka fabrika, okul, yol, su, köprü olarak geri dönmüştür. 
Son bir örnek daha vermek gerekirse bunu da bilim ve laiklik ile ilgili olarak vermek isterim. Osmanlı’daki padişahlık yönetiminde dogma ön plandaydı. Araştırmak sorgulamak neden sorusuna cevap aramak doğru görülmez, dini metinlerin gösterdiği yönde hayat diyazn edilmeye çalışılırdı. Ülkenin yönetimine fetvalar yön vermekteydi. Cumhuriyet yönetimi ile beraber bu gidişat 180 derece değiştirildi. Din ile devlet yönetimi ayrıldı ve  1937 yılı itibariyle laiklik anayasaya girdi.  Laiklik, devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. Devlet düzeninin, eğitim kurumlarının ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasını amaçlar. Ayrıca, din işlerini kişinin vicdanına bırakarak bireyin din özgürlüğünü koruyabilmesini sağlar. M. Kemal Atatürk bir konuşmasında ‘’Dünya yüzündeki her şey için, maddi ve manevi her şey için, yaşam için ve başarı için en doğru yol gösterici bilimdir, tekniktir. Bilimin ve tekniğin dışında yol gösterici aramak, düşüncesizliktir, bilgisizliktir, yanlıştır’’ demiştir. Ayrıca yine bilime verdiği önemi gösteren şu açıklamasını bu vesileyle yeniden sizlere hatırlatmak istiyorum‘’ Benim sözlerim bilimle çelişirse, bilimin dediğini yapın ’’. Biliyorsunuz bu açıklamayı bugün Tesla’nın sahibi ve kurucusu Elon Musk en son Anıtkabir’i ziyaretinde Twitter hesabından da paylaşmıştır.


Yukarıda vermiş olduğum örnekleri arttırmak tabii ki mümkün. Ancak sayın Sinan Meydan’nın da vaktinden daha fazla almak istemiyorum.
Sonuç olarak şu noktaların altını çizmek istiyorum; Ne mutlu bizlere ki, M. Kemal Atatürk gibi devrimci, antiemperyalist, aydın ve ülkesinin başöğretmeni olan bir kurucumuz var. Onun en büyük eserlerinden Cumhuriyet’e sahip çıkmak ve sonsuza dek yaşatmak için irademiz var. Özetlersek, Cumhuriyet, yeni kurulan Türkiye’nin hem siyasi hem ekonomik bağımsızlığını sağlayıp muhafaza edebilmesi için en temel taşı oluşturuyordu. Yıllardan beri süregelen tek adam rejimlerinden, Türk milletinin karakterine en çok yakışan rejime geçiş yapılıyordu. Cumhuriyet yönetimi sayesinde 1923 yılında savaştan çıkmış ve neredeyse hiçbirşeyi olmayan Türkiye, 1938 yılında teknoloji üretiyor ve uçak yapıp satabilecek bir seviyeye gelebiliyordu.


Dinlediğiniz için hepinize teşekkürler ediyorum. Şimdi sözü Köln Atatürk Kültürevi Başkanı Alper İnci’ye bırakıyorum. 

Serdar Derikesen. 


Montag, 2. März 2020

ADD Mannheim olarak hedeflerimiz neler?


Merhabalar değerli okurlar,

Mevcut yönetim olarak bu göreve başladığımızda bizden öncekilerin yaptıklarının yanına biz neleri ekleyebiliriz diye uzun uzun düşündük. Birkaç toplantımızda sadece bunun için beyin cimnastiği yaptık. Ancak bunun öncesinde sizlerle ADD olarak dayandığımız temel prensiplerimizi ve ahlaki değerleri paylaşmak istiyoruz.

Temel prensipler/hedefler:
ADD Mannheim en önemli hedefi Atatürkçü Düşünceyi işlemek ve bunu dernek olanakları çerçevesinde en geniş kitlelere yaymaktır.  Diğer bir ifadeyle, Atatürk'ün düşünce devrim ve eserlerine sahip çıkarak, bu doğrultuda kültürel, sosyal ve bilimsel çalışmalar yapmayı amaçlamaktayız.

Ahlaki değerler:
ADD Mannheim olarak dernek içinde ve dernek dışında büyüklerimizle küçüklerimizle olan ilişkilerimizde saygı ve sevgi çerçevesinde kalmak, derneğimize gelenleri ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin kabul etmek, derneğimize girip-çıkan ürün ve malların şeffaf bir şekilde kayıt altına alınması ve çevremize örnek vatandaşlar olmak bizim için vazgeçilmez önemdedir.



Neler yapmak istiyoruz: 
ADD Mannheim  uzun yıllardan beri Mannheim'da varolan bir dernek olarak herkesin malumudur. Derneğimizin öncelikle gelecek dönemlere en iyi şekilde devredilmesi için gereken tüm çalışmaları yapmaktayız. Ancak yapılması gerekenler derneğin etkisinin tüm Mannheim ve çevreside hissedilmesine yönelik olmalıdır. ADD sadece Atatürk'ün ve cumhuriyetin kuruluş yıllarının anlatılıp ahlar vahlar edilen bir kurumdan çok, çevresine Atatürkçü düşünceyi doğru olarak anlatan, bu doğrultuda dönüştüren bir kurum olmalıdır ve olacaktır. Buna ulaşabilmek için derneğimizin hedef kitlesine göre çalışmalar yapması gerekmektedir. Örneğin derneğimize çocuklu aileler de gelse, emekli insanlarda gelse her ikisininde ilgi duyacağı etkinlik ve çalışmalar olmalıdır. Bu bağlamda derneğimizde üstte bahsetmiş olduğum her kesime hitap edebilecek kurslar açılmıştır. Bu kurslarda okuma-yazmadan tutun da almanca öğrenmeye, çocuk korosundan yogaya kadar farklı kişi ve gruplara hitap edebileceğimiz bir ortam oluşmuştur. Bu yapılan çalışmalar üyelerimiz ve dışarıdan da büyük takdir ve destek görmüştür.
ADD önümüzdeki dönemde daha genç insanların ve çocukların geleceği bir dernek hüvviyetine kavuşmak durumundadır çünkü ancak bu şekilde dernek olarak varlığını sürdürebilir ve Atatürk'ün devrimleri Türk toplumu içinde nesilden nesile aktarılabilir.

Gelmek istediğimiz konum:
ADD Mannheim derneği olarak gelmek istediğimizi konumu şu şekilde özetleyebiliriz: Mannheim ve çevresinde herkesin üyesi olmak isteyeceği, sosyal-kültürel etkinlikler yapan ve bunları yapanlara destek olan, bunun yanında Türk toplumunun temel ihtiyacı olan konularda(emeklilik, sigorta, sağlık, vb) destek olan, Türkiye'nin tarihte geçen olaylarla ilgili olarak Türkiye'ye atılan iftiralar karşısında haklarını ve haklılığını savunan, Atatürk'ün kurmuş olduğu cumhuriyet devrimlerini anlatan ve bunu dernek olarak yaşayan yani içinde bilim egemen düşüncenin yaşandığı bir ekosistem yaratmak olacaktır.

ADD Mannheim 2019/2020 Yönetimi olarak neler yaptık neler planlıyoruz:
2019 yılında ADD Mannheim olarak üstte belirtmiş olduğumuz hedefler doğrultusunda birçok adım attık. 8 Mart tarihinde Dünya Kadınlar gününü derneğimizde güzel bir etkinlik ile kutladık. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı ADD Mannheim'ın 20.kuruluş yıldönümü ile birleştirerek Mannheim Rheingoldhalle'de çok katılımın olduğu bir kutlama yaptık. Ramazan ayı içerisinde geleneksel olarak gerçekleştirilen iftar yemeklerimizi haftada bir gün olmak üzere sayın halkımıza ücretsiz sunduk. Eylül ayı ile beraber kurtuluş savaşımızın önemli mihenk taşlarından biri olan 9 Eylül İzmir'in kurtuluşunu sayın Egemen Cantürk ve Serdar Derikesen'in konuşmacı olarak katıldığı bir panelle yeniden konuştuk ve önemine değindik. Ardından çağımızın önemli sorunlarından biri olan Bağımlılık ile ilgili olarak Psikolog Esra Topuz tarafından bu konuda bilgilendirildik. Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri çerçevesinde değerli tarihçi sayın Sinan Meydan'ı derneğimiz adına (Atatürk Kültür Evi katkılarıyla) 27 Ekim tarihinde konuk ettik. Yaklaşık 200 kişinin katıldığı konferansta Sinan Meydan Çanakkale Zaferi ile başlayan ve Cumhuriyet'in ilanına kadar olan süreci bizlere çok güzel bir şekilde anlattı. Daha sonra Almanya'da yaşayan türk vatandaşlarının en çok ihtiyaç duyduğu konulardan olan sosyal güvenlik, sigorta, emeklilik gibi konularda Karlsruhe Konsolosluğu ile iletişime geçerek sosyal güvenlik uzmanı Osman  Kaya'yı vatandaşlarımız ile biraraya getirdik. 10 Kasım tarihinde Ulu Önderin hayatını kaybettiği saat olan 09:05'te derneğimizde biraraya geldik ve Atamızı andık. Bu etkinlikler/anmalar devam ederken derneğimiz sayın Elvan Kahraman'ın yürütücülüğünde çok çeşitli konularda kurslarına aralıksız devam etmiştir. Bu şekilde derneğimize gelen kişi sayısı hem artmış hem de çeşitlenmiştir.

2020 yılının ilk çeyreğinde yapacağımız çalışmaları yılın ilk Yönetim Kurulu toplantısında takvime bağlamaya çalıştık. Sayın Uğur Mumcu'nun ölüm yıldönümünde yine kendisiyle aynı gazetede çalışan aynı zamanda Odatv haber müdürü olan sayın Barış Terkoğlu'nu 25 ocakta derneğimiz adına Mannheim'a davet ettik. Bunun yanında yine derneğimize olan ilgiyi arttırmak ve daha çok kişiye ulaşmak için üyelerimizden de gelen talep doğrultusunda 20-23 Şubat tarihlerinde Potsdam/Berlin gezimizi düzenlemeye karar verdik. Geleneksel olarak yaptığımız kahvaltılarımızı yine ayda bir kere yapmaya devam edeceğiz. Bunun yanında 15 Mart tarihinde ekonomist ve gazeteci sayın Selçuk Geçer'de Atatürk'ün Karma Ekonomik Programını anlatmak üzere bizlerle olacaklar. Şu anda tam olarak tarihleri belli olmasa da her yıl olduğu gibi 23 Nisan, Ramazanda iftar, 29 Ekim ve 10 Kasım gibi önemli günleri de kutlamaya/anmaya devam edeceğiz.

Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir ki; plan ve programı ile hedefleri olan kişi ve kurumlar er yada geç hedeflerine ulaşırlar. Bizlerde bu doğrultuda hedeflerimize ulaşmak için var gücümüzle çalışmaktayız. Derneğimize gelen ve bize üye olmak isteyen, yardım etmek isteyen, hedeflerimiz doğrultusunda fikir veren tüm vatandaşalarımıza kapımız sonuna kadar açıktır.

Saygılarımızla,
ADD Mannheim Yönetim.



Sonntag, 11. August 2019

ADD Mannheim e.V. auf Deutsch








Hallo und herzlich willkommen,

der Verein zur Förderung des Gedankenguts Atatürks ist ein seit 1997 gegründeter gemeinnütziger Verein und hat sein Büro in L9,10 in Mannheim mit 90 Mitgliedern.
Unsere Aufgabe ist es die Ausführung von Kulturellen, Sozialen und Wissenschaftlichen Arbeiten, die Mustafa Kemal Atatürk in seinem Gedanken-Gut und Werke bekannt gemacht hat, in der heutigen Zeit weiter aufrecht zu erhalten.



Denn Atatürks große Vision war die Gründung einer modernen Türkei, nach den Vorbildern vieler Europäischer Staaten. Er führte den Laizismus ein, die Trennung von Staat und Religion und gab vor allem den Frauen mehr gesellschaftliche Rechte. Einer seiner wichtigsten Reformen war seine Bildungsreform. Im Zuge der Hochschule Reformen holte er mein jüdische Intellektuelle in die Türkei, die einen großen Beitrag zum Aufbau einer modernen Gesellschaft leisteten. Atatürk selbst sah sich nicht als ein General, sondern vielmehr als ein Gelehrter. Er wollte das Bildungsniveau seines Volkes anheben um auf gleicher Augenhöhe gemeinsam diesen Traum zu verwirklichen.
Unser Verein soll nicht nur der türkischen Gesellschaft, sondern auch allen interessierten die Möglichkeit bieten die türkische Kunst, Kultur und Tradition näher kennen zu lernen. Viel mehr möchten wir eine Brücke schaffen und zeigen das ein gemeinsames zusammenleben in Deutschland sehr gut funktioniert. 



Mit diesem Blog möchten wir mit euch all unsere Veranstaltungen die wir in naher Zukunft planen und die wir bis jetzt durchgeführt haben teilen. Gesprochenes vergeht, Geschriebenes bleibt.

Fatma Gürpüz,
Stellvertretender Vorsitzender ADD Mannheim.